21 Nisan 2014 Pazartesi

KPSS İSLAM TARİHİ HAP BİLGİLER







DİL GELİŞİMİ PÜF NOKTALAR

• Dil gelişiminde davranışçı görüş, pekiştirme ve tekrarı vurgular. Çocuğun çıkarttığı sesler pekiştirilir çocukta tekrar eder, zamanla doğru sesi çıkarır.
• Sosyal etkileşimci görüşe göre, dil gelişiminde model ve gözlem önemlidir. Çocuk çevresindekileri gözlemler ve model alır. Aile bu nedenle çocuğun yanında kelimeleri düzgün kullanmalıdırlar.
• Psikolinguistik kuram en kabul görenidir. Her birey dil öğrenme mekanizması, donanımı ile dünyaya gelmektedir. Çevre hangi lisanın öğrenileceğini belirler.
• Beyinde sesin tanındığı duyusal bölge wernickle alanı, seslendiridiği motor bölge ise broca alanıdır.
• Sentanks kelimelerin belli bir sırayla kullanılması yada düzgün cümle yapısıdır.
• Dil öğrenmedeki isteklilik alıcı dil iken dili kullanma ise ifade edici dildir. Alıcı dil ifade edici dilden önce gelişir.
• Çocuğun tek kelimeyle bir çok şeyi anlatmaya çalışması morgem, bu eylemi birkaç kelimeyle yaparsa telegrafik konuşma dedir. Çocuğun “su” diyerek su istemesi morgem, çocuğun “ anne su “ diyerek su istemesi telegrafik konuşmadır.
• Çocuğun bir kuralı bütün durumlara genellemesi aşırı kurallaştırma, sadece bir durum gibi düşünüp kullanması gereken başka yerlerde kullanmaması eksik kurallaştırmadır.
• Pıaget’e göre konuşma 3 dönemde gerçekleşir, bunlar otistik konuşma- benmerkezci konuşma- sosyal konuşmadır. Otistik konuşma morgem ve telegrafik konuşmayı kapsar. Benmerkezci konuşma benmerkezcilik etkisiyle oluşur. Sosyal konuşma benmerkezciliğin olmadığı konuşmadır.
• Benmerkezci konuşma, oyun oynarken çocuğun tek başına yapması şeklinde görülürse monolog, birkaç çocuğun bir araya gelmesiyle hep bir ağızdan konuşması şeklinde olursa toplu monolog ( karşılıklı= kolektif monolog) denir.
• Vygotsky konuşmayı 3 evrede incelemiştir. Bunlar; sosyal konuşma- benmerkezci konuşma- içsel konuşma.
• Vygotsky’ ye göre, ben merkezci konuşan çocuklar bir süre sonra bu konuşmayı bırakırlar. Yani seslendirmezler. Fakat bu durum ben merkezciliğin ortadan kalktığını göstermez, söylemez fakat düşüncede devam eder. Bu duruma içsel konuşma denir.

Ender Hoca Eğitim Bilimleri

KİŞİLİK GELİŞİMİ

• Kişilik bireyi birey yapan özelliklerin tamamıdır. Kişiliğin doğuştan gelen kısmına mizaç( huy) denir.
• Psikanalitik kurama göre (Freud), birey doğuştan cinsellik ve saldırganlık dürtüleriyle dünyaya gelir. Bu duygular bilinç dışında saklanır. Kişiliğin en büyü kısmını oluşturmaktadırlar.
• Freud ‘un kuramında ilk çocukluk yılları son derece önemlidir. Kişiliğin çok büyük kısmı 6 yaşına kadar ( oral-anal- fallik dönem) oluşur. Bir dönemde karşılanmayan ihtiyacın daha sonra telafisi mümkün değildir. O döneme saplantı oluşur.
• Freud biyolojik ihtiyaçları merkeze almıştır.
• Topografik kişilik kuramında bilinç sınıflaması yapılır. Bilinç; her an farkında olduğumuz duyguların bulunduğu yer. Bilinç öncesi; biraz düşünüp açığa çıkarttığımız bilgilerin bulunduğu yerdir(anılar geçmiş öğrenmeler). Bilinçdışı; farkında olmadığımız fakat bizleri yöneten cinsellik ve saldırganlık gibi dürtülerin bulunduğu kısımdır. Buzdağının görünmeyen büyük kısmıdır.
• Yapısal kişilik kuramına göre , kişilik üç yapıdan oluşur. Bunlar; id - ego ve süperego. İd; haz ilkesiyle çalışır cinsellik ve saldırganlığı elde etmeye çalışır. Bencildir. Ego ; gerçeklik ilkesiyle çalışır, id ile süperego arasında denge kurmaya çalışır. Süperego; toplumsal kuralları merkeze alır, toplumsal baskı söz konusudur.
• Freud’un dönemlerinden ilk üç dönem oldukça önemlidir. Oral (0-1 yaş); temel haz kaynağı emmedir. Bu dönemde aksaklık olursa, ileriki dönemde alkol sigara bağımlılığı, aşırı yemek yeme gibi durumlar oluşur. Anal (1-3 yaş ); temel haz kaynağı tuvalettir. Bu dönemde saplantı olursa,aşırı titiz aşırı- dağınık, eli açık- cimri özellikler oluşur. Fallik (3-6 yaş) ; temel haz kaynağı cinselliktir. En önemli dönemdir. Saplantılar, cinsel soğukluk , eş seçememe, aileden ayrılamama gibi.
• Erikson, Freud ‘un kuramını genişletmiştir. Daha çok sosyal etkileşimlerle açıklamıştır. Bir dönemdeki eksiklik daha sonraki dönemlerde telafi edilebilir. Ve kişilik gelişimi ömür boyu devam eder.
• 0-1 yaş güven duygusunun kazanılmasında önemlidir, bu dönemde çocuğa şefkatli olunmalı(olumsuzluğunda güvensizlik oluşur). 1-3 yaş özerkliğin kazanıldığı dönemdir, bu dönemde çocukların bazı şeyleri yapmalarına izin verilmelidir( olumsuzluğunda kuşku-utanç oluşur). 3-6 yaş girişimciliğin kazanıldığı dönemdir, çocuğun sorularına sabırla cevap vermeliyiz(olumsuzluğunda suçluluk oluşur). 6-12 yaş başarı duygusu kazanılır, çocuğun yaptıkları karşısında ödüllendirmeliyiz övmeliyiz ( olumsuzluğunda aşağılık duygusu oluşur). 12-18 yaş kimlik kazanma sürecidir, ben kimim ? sorusuna yanıt arar(olumsuzluğunda rol karmaşası oluşur hayatına yön veremez). 18-30 yaş yakınlık duygusu kazanılır, hayatını devam ettirecek eşi arar( olumsuzluğunda yalnızlık olur). 30-55 (60) yaş arası ise üretkenliğe karş durdunluktur. kişi çevresinden destek alamya devam ederse iş hayatındaki verimlilik de devam ederi. 60,65 üzeri ise benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluktur. bu dönemde geçmiş sorgulanır. geçmişte eksiklik yada hata görülürse keşke denir, bu umutsuzluğa neden olur.

• Başarılı kimlik; çevresindeki imkanları araştırıp kendine ait kimlik bulandır. Moratoryum; çevresindeki imkanları araştıran fakat kendine ait kimlik bulamadığı için erteleme dönemine geçendir. İpotekli kimlik; çevresindeki imkanları araştırmayıp en yakın otorite kimliğini almaktır. Dağınık kimlik; çevresindeki imkanları araştırmayan yada yüzeysel araştıran kimliğe ağlanma derdi olmayandır.
• Başarılı ve moratoryum üst kimlik, ipotekli ve dağınık kimlik alt kimliktir.
• İpotekli ve dağınık kimlikte kimlik bunalımı olmaz, başarılı ve moratoryumda kimlik bunalımı görülür.
• Bebeklerde bağlanma; 1-Güvenli bağlanma; anne giderken çocuk üzülse de annesi döndüğünde sevinçle karşılar. 2- güvensiz kaçınan bağlanma; anne giderken de , dönerken de çocuk umursamaz. 3- güvensiz ikircikli bağlanma; çocuk annesi giderken bırakmaz, fakat döndüğünde çelişkili davranır. hem anneye öfkeli davranır hem de bırakmaz.
• Horowitz’ in bağlanma türleri; 1-Güvenli; kendine başkalarına güvenir. 2- Saplantılı; kendine güvenmez başkalarına güvenir. 3- Kaçınan kayıtsız; kendine güvenir başkalarına güvenmez. 4- Kaçınan korkulu; kendine ve başkalarına güvenmez.
• Mantığa bürüme: Kişinin bir olaya neden bularak sanki olması gereken buymuş durumu yaratması. Kızını döven babanın " kızını dövmeyen dizini döver " diye kendini savunması.
• Yansıtma: Kişinin kendi eksikliğini başka kişiye yüklemesi. Müdürün fırça attığı çalışan eşine senin yüzünden oldu demesi.
• Yer değiştirme: Kişinin tepkisini başka kişiye yada başka türlü göstermesi. Müdüre kızan çalışanın telefonunu kırması yada müdür hakkında dedikodu çıkarması.
• Pollyanna: Olayların iyi yönünü görmektir. Yenilen takımın futbolcusunun, “olsun tecrübe oldu bir daha ki maça” demesi.
• Bastırma: İstenmeyen durumların unutulması. Kredi kartı ödeme tarihini unutmak.
• Yüceltme: İstenmeyen bir durumu toplum yararına yüceltme. Saldırgan bir kişinin ilerde çok ünlü bir savaş filmi senaristi olması.
• Karşıt tepki geliştirme: Gerçek duygunun tersini göstermektir. Kıskandığınız arkadaşınıza normalden daha iyi davranmak.
• Gerileme: Mevcut dönemin altında davranış sergilemek.
• Çarpıtma: Olayları işimize geldiği gibi şekillendirmek. Hoşlandığı kız selam verince gencin; “bu kız bana aşık” demesi.
• İnkar: olmuş bir olayın olmamış gibi düşünülmesidir. Eşi ölen bir adamın eşim ölmedi gelecek demesi.


Ender Hoca Eğitim Bilimleri

ÖĞRENMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

• Öğrenme, yaşantıyla birlikte oluşan ve nispeten kalıcı davranışta değişikliğidir. 
• Sarhoşluk, hastalık gibi etkilerle meydana gelen davranışlar öğrenme değildir. Çünkü geçici davranışlardır.
• Refleks ve içgüdüler öğrenme ürünü değillerdir. Doğuştan getirilen özelliklerdir.
• Refleks türe özgü olmayan basit tepkilerdir. İçgüdü türe özgü karmaşık davranışlardır.
• Öğrenmenin birinci faktörü türe özgü hazır oluştur. Bu sağlanmadan olgunlaşma da olmaz.
• Olgunlaşma ve türe özgü hazır oluş, yaşantıdan bağımsızdır.
• En ideal öğrenme için genel uyarılmışlık hali ve kaygının orta seviyede olması gerekir.
• Güdü organizmayı, bir duruma iten güçtür. Bireyin kendi isteğiyle gelişmesi içsel güdü, başkalarını memnun etmek içinse dışsal güdü olur.
• Bir öğrenmenin başka bir öğrenmeyi etkilemesi transferdir. Olumlu transfer, bir öğrenmenin başka bir öğrenmeyi desteklemesidir. Olumsuz transfer, bir öğrenme durumunun yeni öğrenme durumunu zorlaştırmasıdır.
• Bir öğrenme durumunun başka öğrenme durumunu unutturması yada karıştırması ket vurmadır. Yeni öğrenilen eski öğrenileni unutturur yada karıştırırsa geriye ket vurma, eski öğrenilen yeni öğrenileni unutturur yada karıştırırsa ileriye ket vurma olur.
• Konunun yapısı olarak en ideal çalışma yöntemi, eğer özel bir durum belirtilmediyse, bütün-parça-bütün şeklinde olmalıdır.
• Çalışmaya ayrılan zaman açısından en verimli yöntem aralıklı çalışmadır. Aralıklı çalışma planlı ve günübirlik çalışmadır. Toplu çalışmada, kısa sürede tüm konuları çalışmaktır, planlı çalışma yoktur.
• Bir kitabın önemli yerleri ön plana çıkarması algısal ayırt edilebilirliktir.
• Bir malzeme, hayatımızdan örnekler verebiliyorsa, yani yaşantımızla ilişki kurabiliyorsa anlamsal çağrışımdır.
• Kavramsal gruplandırma ile çağrışımsal gruplama arasındaki temel fark, kavramsal gruplama müfredata göre yapılırken, çağrışımsal gruplama kişisel çağrışımlarla yapılır.


Ender Hoca Eğitim Bilimleri

20 Nisan 2014 Pazar

İşte Cumhurbaşkanlarının ilkleri ve enleri

11 cumhurbaşkanının seçilişleri, hayat hikâyeleri ve görev süreleri içinde yaşanan önemli olaylar ve rastlantıların detayları...

"Cumhurbaşkanlarımızın 6'sı asker kökenli, 4'ü bürokrasiden. Gül ise ilk sayılmalı. Çünkü ilk defa doktora yapmış bir akademisyen cumhurbaşkanı seçilmiş oldu. Toplam 56 yılımız asker kökenli, 35 yılımız ise sivil kökenli cumhurbaşkanlarının yönetimlerinde geçmiş. Atatürk ve Gürsel hiç yurt dışı seyahatine çıkmamışlardı. İnönü'nün çıktığı tek yurt dışı seyahatin Kahire'ye olması ilginçtir."

Bu ifadeler gazeteci yazar Mustafa Armağan'a ait. Armağan, Zaman Pazar'daki köşe yazısında cumhurbaşkanlarının ilkleri ve enlerini ele aldı. İşte Armağan'ın o yazısı:

"28 Ağustos 2007 günü Çankaya Köşkü'ne çıkan Abdullah Gül'ün "Gelecekle ilgili siyaset planım yok" açıklaması kulisleri dalgalandıradursun 91 yıllık geçmişine baktığımızda neredeyse kalp çarpıntıları duyulmamış hiçbir cumhurbaşkanı seçimimizin olmaması şaşırtıcı bir tablo koyuyor önümüze.

Aşağıda şimdiye kadar görev yapmış olan 11 cumhurbaşkanının seçilişleri, hayat hikayeleri ve görev süreleri içinde meydana gelen önemli olaylar ve rastlantılar üzerine bir çeşitleme bulacaksınız.

1. Cumhurbaşkanlarımızın ilk 5'i İstiklal Savaşı'ndan gelme. Mustafa Kemal (1934'ten sonra Atatürk), İnönü, Bayar, Gürsel ve Sunay pek çok muharebede veya Kuva-yı Milliye'de bizzat görev almışlar.

2. 1923'ün 29 Ekim'inde, Meclis'e girecek isimler bizzat Mustafa Kemal tarafından belirlenmesine rağmen, 287 milletvekilinden 129'unun oylamaya katılmamış olması ilginçtir. Şimdiki gibi üçte iki şartı aranmış olsaydı M. Kemal muhtemelen seçilemeyecekti. (Zaten muhaliflerin şehir dışında bulundukları bir sırada baskın tarzında bir seçimdi.) 5 Eylül 1920'de çıkan kanunda toplam sayının salt çoğunluğu toplantı yeter sayısı kabul edilmiş, karar sayısı için ise salt çoğunluğun salt çoğunluğu, yani 84 oy yeterli sayılmıştı.

3. Cumhurbaşkanlarımızın 6'sı asker kökenli (Atatürk, İnönü, Gürsel, Sunay, Korutürk ve Evren), 4'ü (Bayar, Özal, Demirel ve Sezer) bürokrasiden. Gül bu bakımdan bir ilk sayılmalı. Çünkü ilk defa doktora yapmış bir akademisyen cumhurbaşkanı seçilmiş oldu.

4. Cumhurbaşkanları, seçilmeden önce en son hangi mesleği icra ediyorlardı? Atatürk: TBMM Başkanı- İnönü: Milletvekili- Bayar: Milletvekili- Gürsel: Kara Kuvvetleri Komutanı- Sunay: Cumhuriyet Senatörü- Korutürk: Cumhuriyet Senatörü- Evren: Genelkurmay Başkanı- Özal: Başbakan-Demirel: Başbakan- Sezer: Anayasa Mahkemesi Başkanı- Gül: Başbakan Yard. ve Dışişleri Bakanı.

5. Atatürk, görev süresinin dolmasına 1 yıldan az bir zaman kala öldü. Ölmemiş olsaydı büyük ihtimalle Mart 1939'da 5. kere cumhurbaşkanlığına seçilecekti. Gürsel her ne kadar resmen doktorların görev yapamaz raporu vermelerinden sonra ölmüş olsa da, aslında resmen görevden alındığı 28 Mart 1966'da ölmüş kabul edilir, çünkü bu sırada bitkisel hayattaydı. Ölmeseydi, 1968 yılına kadar yaklaşık 2 yıl daha görev yapacaktı. Özal ölmeseydi 1996 Kasım'ına kadar yaklaşık 3,5 yıl daha Köşk'te oturacaktı. Ayrıca Çankaya'da ikamet etmekteyken ölen tek cumhurbaşkanı da Özal'dır. (Atatürk İstanbul'da, Gürsel ise hastanede vefat etmiştir.)

6. Kaç çocuklular?: İnönü, Bayar, Sunay, Korutürk, Evren, Özal, Sezer ve Gül'ün 3'er çocuğu, yalnız Gürsel'in tek çocuğu vardı. Hiç çocukları olmayanlar ise Atatürk ve Demirel.

7. Kaç yıl görev yaptılar?: Atatürk açık ara önde (4 seçimde toplam 15 yıl, 11 gün). Onu İnönü takip ediyor (4 seçimde 11 yıl, 6 ay, 11 gün). Arkadan Bayar geliyor (3 seçimde 10 yıl, 5 gün). Bu üçlüyü, toplam 9 yıl, 1 ay, 28 günlük devlet başkanlığı artı cumhurbaşkanlığıyla Evren izliyor (2 yıl, 28 günü darbe sonrası fiili devlet başkanlığı olmak üzere). Sunay, Korutürk ve Demirel tam 7'şer yıl görevde kaldılar. Sezer ise 7 yıllık süresinin üzerine yaklaşık 3,5 ay (102 gün) eklemiş oldu. Cumhurbaşkanlığı makamında en az kalanlar ise Gürsel ve Özal oldu. Gürsel 4 yıl, 5 ay, 18 gün, Özal ise 3 yıl, 5 ay, 8 gün cumhurbaşkanlığı yaptılar. Yalnız Gürsel'in süresi iki defada bu toplama ulaşmakta olup ilk defası MBK kararıyladır. Bu atanmışlık süresi toplamdan çıkarıldığında toplamda en az görev yapan Özal değil, 3 yıl, 1 ay, 5 günle Gürsel'dir.

8. Cumhuriyet'in fetret devri: Cumhuriyet tarihinde bir defa büyük fetret devri, yani cumhurbaşkansız dönem yaşandı. Korutürk'ün görevden ayrıldığı 1980 yılı Nisan'ı ile 12 Eylül askeri darbesi arasında geçen yaklaşık 5 ayda vekil İhsan Sabri Çağlayangil bir rekorun sahibi oldu. Bazıları bir haftaya varan vekalet dönemleriyle toplam fetret süresi 6 ay, 14 günü bulmaktadır.

9. En genç ve en yaşlılar: En genç seçilen cumhurbaşkanı rekoru değil, rekorları Atatürk'e ait. Atatürk seçildiğinde 42, 46, 50 ve 54 yaşlarındaydı. (Öldüğünde seçildiği tarihteki Gül'le aynı yaştaydı.) Onu İnönü izliyor. O da 54, 55, 59 ve 62 yaşlarında seçilmişti. Bayar'ın cumhurbaşkanlık yaşları, sırasıyla 67, 71 ve 74 idi. Gürsel 66 yaşında seçilmişti. Sunay 66 yaşındaydı, Korutürk ise 70 yaşında. Evren seçildiğinde 65 yaşındaydı. Özal 62, Demirel 69, Sezer 59 yaşlarında cumhurbaşkanı oldular. 57 yaşındaki Gül 1939'daki İnönü'den beri en genç cumhurbaşkanıydı. En yaşlı seçilen ise 1957'de Bayar'dı (74).

10. Genelde en kısa cumhurbaşkanlığı Özal'a yakıştırılır. Halbuki Gürsel daha kısa bir süre görev yapmıştır. Ancak en kısa rekoru İnönü'ye ait. 11 Kasım 1938'den 3 Nisan 1939'a kadar 143 günlük bir cumhurbaşkanlığı dönemi vardır ki, rekordur.

11. En az ve en çok oyla seçilenler: TBMM üye sayısı da önemli olmakla birlikte en düşük oyla seçilen cumhurbaşkanı 1923'te Atatürk'tür. (158 oyla) En çok oyla seçilen aday ise Bayar oldu. (1954'te 486 oy)

12. Halk oyuyla seçilmiş tek cumhurbaşkanı Evren'dir. 26 Ekim 1982'deki halk oylamasında yüzde 91,5 ile anayasa onaylanırken, Evren de cumhurbaşkanı seçilmişti.

13. 77 yaşındaki Celal Bayar, Çankaya Köşkü'nde tutuklanmış ve kısa bir süre istifa etmemişti. 12 Eylül darbesinde ise cumhurbaşkanı seçimleri devam ediyordu, dolayısıyla Köşk boştu.

14. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en uzununda 6 Nisan 1973'te yapılan 15. turda sonuç alınabilmiş ve Korutürk'e 365 oy çıkmıştı.

15. 10 Temmuz 1980 tarihli gazetelerde 108 tur oylamada parti liderlerinin eşleri ile süper star Ajda Pekkan'a 8'er adet oyun çıktığı yazılıydı.

16. İlk çok adaylı seçim: 1946'da İnönü, 451 üyeden 388'inin oyunu alarak Çankaya'ya çıkmıştı. Rakibi Fevzi Çakmak ise 62 oy almıştı. 1950 seçimlerinde durum tersine dönecek ve Bayar 387 oyla Çankaya Köşkü'nün ev sahibi olurken, İnönü 66 oy olacaktı.

17. 28 Mart 1966 tarihli seçimde aday olmadığı halde Bayar'a 5 adet oyun çıkmasıydı. Alparslan Türkeş'e 11 oy çıkmış, TBMM Başkanı Ferruh Bozbeyli oylama sonuçlarını açıklarken, "Parlamento üyesi olmayan bir şahsa da 5 oy çıkmıştır." diyerek Bayar'ın adını söylemeden vaziyeti idare etmişti.

18. Kaç seçim yapıldı?: 19 seçim. '11 cumhurbaşkanımız varken 18 seçim de nereden çıktı?' diyenlere Atatürk ve İnönü'nün 4'er, Bayar'ın da 3 kez seçildiğini hatırlatalım.

19. 11 cumhurbaşkanından 6'sı asker, 5'i sivil kökenlidir. Demek ki, askerler ağırlıklarını korumakta. Toplam 56 yılımız asker kökenli, 35 yılımız ise sivil kökenli cumhurbaşkanlarının yönetimlerinde geçmiş (bırakırlarsa eşitlik için 2035'i beklememiz gerekecek).


20. Atatürk ve Gürsel hiç yurt dışı seyahatine çıkmamışlardı. Tek istisnası, Gürsel'in tedavi için ABD'ye gönderilmesidir. İnönü'nün çıktığı tek yurt dışı seyahatin Kahire'ye olması ilginçtir."

Anlatım Bozuklukları Konu Anlatımı ve Çıkmış Soru Çözümleri

İndirmek için TIKLAYINIZ

16 Nisan 2014 Çarşamba

15 Nisan 2014 Salı

2014 KPSS Anayasa Kartları PDF

İndirmek için TIKLAYINIZ

BİTİŞİKLİK BAĞLAŞIMCILIK KURAMI BİLMENİZ GEREKENLER

BİTİŞİKLİK BAĞLAŞIMCILIK KURAMI BİLMENİZ GEREKENLER
• Bitişiklik kuramlarında pekiştirmenin önemi yoktur.
• Watson en son ve en sık ilkesini benimsemiştir. Yani tekrar ve sonunculuğu.
• Sistematik duyarsızlaştırmayı Watson ortaya atmıştır. Pekiştirme kullanılmadan korku ve fobilerin aşamalı olarak ortadan kaldırılmasıdır.
• Guthrie, sonunculuk ve öğrenmede tek denemeyi savunur. Tekrar önemli değildir.
• Guthrie cezayı savunmaz, ancak istenmeyen davranışın tersini oluşturacak nitelikte olursa etkili olabilir demiştir.
• Bir uyarıcıyı azar azar vererek, alışkanlık ortadan kaldırmaya eşik yöntemi denir.
• İstenmeyen bir durumu yapan çocuğa o durumu çok fazla yapmasını sağlayarak alışkanlık ortadan kaldırma bıktırmadır.
• İstenen bir şeyle istenmeyen bir şeyi bir arada vererek alışkanlık yok etme zıt tepkidir.
• Parçalar arasında ilişki kurmadan, teker teker deneyerek problemi çözme deneme yanılmadır. Bu aşamada izlenen yol küçük adımlardır.
• Öğrenmeyi U-T arasındaki bağ ile açıklayan kuramcı Thorndike’dir.
• Bağlaşım kuramında tekrar 1930 dan önce önemli iken 1930 dan sonra önemli görülmemiştir. Etki yasasına göre de, 1930 dan önce pekiştirmede cezada önemli iken, 1930 dan sonra ceza önemli görülmemiştir.
• Bir durumu pekiştirirken o durumun öncesindeki ve sonrasındaki davranışları da pekiştirmek etkinin yayılmasıdır.
• Bireyin bir problemi çözene kadar sürekli tepkiler üretmesine tepki çeşitliliği denir.
• Organizmanın benzer durumlarda aynı tepkiyi oluşturması tepki analojisidir.

Ender Hoca Eğitim Bilimleri

İŞARET ÖĞRENME

İŞARET ÖĞRENME
• Tolman’ın kuramının diğer ifadesi amaçlı davranışçılıktır. Davranış amaç doğrultusunda değişikliğe uğrayabilir.
• Tolman birimsel davranışçılık yerine bütüncül davranışçılığı benimsemiştir.
• Tolman, çevreyi keşfetme sürecine yoğunlaşmıştır ve bu bağlamda kuramı şekillendirmiştir.
• Geçici beklentilere denence denir. Beklenti gerçekleşirse denence doğrulanmış olur ve davranış devam eder, gerçekleşmezse denence doğrulanmaz ve davranıştan vazgeçilir.
• Bireyin, çevresinde gördüklerini bütünsel bir yapı içinde zihninde oluşturması bilişsel haritadır.
• Bilişsel haritalar yoluyla çevreyi öğrenmesi yer öğrenmedir.
• Organizmanın, bilişsel haritalara bağlı olarak nerde nasıl davranacağını bilmesi bilişsel senaryodur.
• Organizmanın amaca her seferinde en kısa yoldan ulaşması en az çaba ilkesidir.
• Farelerin, en az çabaya göre anlık karar verme süreci zihinsel deneme – yanılmadır.
• Farkında olmadan gerçekleşen öğrenmelere gizil öğrenme denir.
• Gizil öğrenmelerin olması için pekiştirmeye gerek yoktur. Pekiştirme sadece öğrenilen davranışın ortaya çıkmasını sağlar.
• Birey gözlemleri sonucunda davranışın amaca götürmeyeceğini farkederse davranışı yapmayı bırakır, bu durum örtük sönmedir.
• Tolman’ a göre öğrenmeyi etkileyen üç ana değişken vardır. Çevresel değişkenler, bireysel farklılık değişkenleri, ara değişkenler.
• Ara değişkenler bireyin beklenti ve tutumlarıyla ilgilidir.
• Kültürel yapıya göre bazı dürtüleri bazı nesnelerle ilişkilendirme, kateksistir.
• Bir uyarıcı yada nesnenin , temel bir ihtiyacı karşılamasına eşdeğer inanç denir.
• Tolman kuramında U-U bağlantısını, alan beklentisiyle açıklamıştır.
• İşaret öğrenmede problem çözme stratejisi, alan-biliş yollarıyla ilgilidir.

Ender Hoca Eğitim Bilimleri

14 Nisan 2014 Pazartesi

KPSS Tarih - Hap Bilgiler









Kaynak: oguzhanhoca.com

SOSYAL ÖĞRENME KURAMI

SOSYAL ÖĞRENME KURAMI
• Gözlem yoluyla öğrenmeyi deneysel olarak ilk açıklamaya çalışan Thorndike’dir. Fakat açıklayamamıştır.
• Miller ve Dolland, taklit yoluyla öğrenmeyi benimsemişlerdir. Fakat pekiştirme ve tekrar ile sınırlı tutmuşlardır. Genellenmiş taklidi ortaya attılar.
• Genellenmiş taklit, model aldığımız kişinin davranışları pekiştirilmesi durumunda onun diğer davranışlarını da yapma eğilimi göstermemizdir.
• Bandura’ya göre gözlem yoluyla öğrenme ile taklit aynı kavramlar değildir. Gözlem yoluyla öğrenmenin olduğu her durumda taklit geçerli değildir.
• Sosyal öğrenme kuramında, birey başkalarının yaşantılarından öğrenme yapar. Yani ödülü ve cezayı alan birey değil, model aldığı kişidir.
• Bandura’da , Tolman gibi öğrenme aşamasında pekiştirmeye ihtiyaç olmadığını söylemiştir. Pekiştirme ,sadece performansın yapılmasını artırabilir.
• Gözlemlenen kişinin yaptığı davranış ödüllendirilirse, gözlemleyende o davranışı tekrar eder, buna dolaylı pekiştirme denir.
• Gözlemlenen kişi yaptığı davranış sonucunda cezalandırılırsa, gözlemleyen kişi bu davranışı yapmayı bırakır. Bu dolaylı cezadır.
• Gözlemlenen kişinin yaptığı davranışın sonucu olumlu sonuçlanırsa, gözlemleyen kişi bunu yapabileceğine inanırsa, o işi yapmaya istekli olur. Bu dolaylı güdülenmedir.
• Birey model aldığı kişinin duygu durumundan etkilenebilir. Bu durum dolaylı duygu ile açıklanır.
• Birey kendisiyle yaşıt, aynı cinste, kendisine benzeyen, statüsü yüksek bireyleri daha fazla model alır. Bu modelin özellikleri ile ilgilidir.
• Model alınan davranışın sonucu model almayı etkiler, pekiştirilirse daha fazla model alınır , cezalandırılırsa daha az model alınır. Fakat statüsü daha düşük kişileri her halukarda model alma düşüktür.
• Çocuklar en fazla çizgi film kahramanlarını model alır, daha sonra film kahramanlarını daha sonra gerçek kahramanları.
• Bireyin çevreyi, çevreninde bireyi etkileme gücüne sahip olması karşılıklı belirleyicilik, gelecek hakkında tahminler yapabilme öngörü kapasitesi, gözlemlediklerini zihinsel temsillere dönüştürmesi sembolleştirme kapasitesi, kendi davranışlarını düzenleyebilmesi ve nasıl öğreneceğini bilip buna göre düzenleme yapabilmesi öz düzenleme kapasitesi, bireyin kendisine ilişkin tutumları ve düşünceleri ise öz yargılama kapasitesidir, Bir işi yapıp yapamayacağına dönük düşünceleri öz yeterliktir.
• Gözlem yoluyla öğrenme dört süreçte gerçekleşir. Bunlar : dikkat – hatırlama – uygulama – güdülenme
• Dolaylı pekiştirme ile dolaylı güdülenme destekleyici etki yaparken. Dolaylı ceza engelleyici etki yapar.


Ender Hoca Eğitim Bilimleri

EDİMSEL KOŞULLANMA

Edimsel koşullanmada davranışın devamlılığını davranışın sonucu belirler. Ödül varsa yapılır, ceza varsa yapılmaz. Organizma öğrenmede aktiftir.
Edimsel koşullanmayla sadece psikomotor davranışlar kazanılabilir.
Edimsel koşullanmada, uzun süre pekiştirme yapılmadığı zaman, davranışın artık sergilenmemesi sönmedir. Edimsel koşullanmada davranış sönmeden önce davranışta artış olur buna sönme patlaması denir. Bu esnada davranışta çeşitliklikler oluşması davranış topoğrafyasındaki değişimdir.
Sürekli aynı pekiştireç verilirse organizma eskisi kadar tepki üretmez , bu durum alışmadır.
Genelleme ikiye ayrılır. Bir öğrenmenin başka durumda da sergilenmesi öğrenmenin genellenmesidir. Davranışın sonucunda istendik durum oluştuğunda, aynı ortamda değişik tepkiler oluşturma ise tepki genellemesidir.
Edimsel koşullanmada ayırt etmeyi sağlayan uyarıcılara , ayırt edici uyarıcı denir. Ayırt edici uyarıcıya karşı sergilenen davranışa ise ayırt edici edim denir.
Bir davranışın bir çok defa sergilenmesinden sonra , o davranışın farkında olmadan otomatik olarak yapılması alışkanlık kazanmadır.
Bir ortamda olumsuz bir durumun yaşanmasıyla bireyin o ortamı terk etmesi yada uzaklaşması kaçma koşullanmasıdır ve daha çok klasik koşullanma ile ilgilidir. Daha sonra organizmanın olumsuzlukla karşılaşmamak için önleyici durum almasına kaçınma koşullanması denir ve organizma bilinçli olduğu için daha çok edimsel koşullanmadır.
Bir davranışın alt basamaklara bölünüp , her bir adımın yapılması sonucunda ödüllendirme yapılması biçimlendirme ( kademeli yaklaşma ) dir.
Ayırt edici uyarıcılar yoluyla bir davranışın değişmeyecek bir sırayla sergilenmesi zincirlemedir.
Organizmanın pekiştirilmediği yada cezalandırıldığı ortamda davranışı göstermeyip , pekiştirildiği yerde normalden daha fazla göstermesi davranışta kontrasttır. Davranışın fazla gösterilmesi pozitif kontrast, gösterilmemesi ise negatif kontrasttır.
Organizmanın hoşuna giden yada organizmaya zarar veren uyarıcıların genel adı pekiştireçtir. Durum belirtmez sadece pekiştirme ve cezada kullanılan araçlardır.
İstendik pekiştireçlere olumlu pekiştireç, istenmedik pekiştireçlere ise olumsuz pekiştireç denir. Bu pekiştireçlerin öğrenilmemiş yani fizyolojik etki yapanlarına birincil pekiştireç, öğrenilmiş olanlarına ikincil pekiştireç denir.
Ortama istenen bir uyarıcının konulmasıyla davranışın devamlılığının sağlanmasına olumlu pekiştirme, istenmeyen durumun ortamdan çıkarılmasıyla yapılan işleme ise olumsuz pekiştirme denir. Bu iki durumda bireyin davranışının devamlılığını sağlar.
Organizma için istenmedik bir durum yaratarak davranışın devamlılığının sağlanmaması cezadır. İstenmeyen uyarıcının ortama konmasıyla yapılan işleme I. Tip (olumlu) ceza, istenen durumun çıkarılmasıyla yapılan işleme ise II. Tip (olumsuz) ceza denir.
Organizmaya istemediği bir şeyi yaptırmak için istediği durumu kullanmak premack ilkesidir. Otorite tarafından yapılmaktadır.
Bir pekiştirme eğer davranışa göre veriliyorsa ve her davranıştan sonra veriliyorsa, bunun yanında yeni bir davranış ÖĞRETMEYE dönükse sürekli pekiştirme tarifesi denir.
Pekiştirme davranışa göre veriliyorsa ve davranış sayısı önceden biliniyorsa sabit oranlı pekiştirme tarifesi, davranış sayısı önceden bilinmiyorsa değişken oranlı pekiştirme tarifesidir.
Pekiştirme zamana göre yapılıyorsa, zaman önceden bilinirse sabit zaman aralıklı pekiştirme, zaman önceden bilinmezse değişken zaman aralıklı tarifedir.

Kaynak: Ender Hoca KPSS

Türkiye'nin Üyesi Olduğu Kuruluşlar

Türkiye'nin Üyesi Olduğu Kuruluşlar:

Kurucusu olduğu:

Birleşmiş Milletler (BM)
Avrupa Konseyi
Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)
İslam Konferansı Teşkilatı (İKT)
Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO)
Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ)
Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (TÜRKSOY)
İslam Kalkınma Bankası (İKB)
Gelişmekte Olan 8 Ülke (D-8 Ülkeleri)
Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS)

Kurucusu olmadığı:

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)
Avrupa Güvenlik ve işbirliği Teşkilatı (AGİT)
Batı Avrupa Birliği (BAB)
Avrupa Ödemeler Birliği (EPU)
Dünya Ekonomik Forumu (WEF)
İnterpol
Türkiye'nin Üyesi Olmadığı Kuruluşlar:

Avrupa Birliği (AB)
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC)
Arap Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OAPEC)
Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (NAFTA)
Latin Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (LAFTA)
Gelişmiş 8 Ülke (G-8 Ülkeleri)
Avrupa Serbest Mübadele Birliği (EFTA)
Nordik Konseyi
Arap Para Fonu (AMF)

Liselilerin, KPSS ile memur olma süreci nasıl işliyor?

2014 KPSS yaklaşıyor. Birçok aday evde ya da kursa giderek ciddi şekilde hazırlık yapıyor. Ancak özellikle lise mezunu adaylar ne sınav ne de sonrası için bilgi sahibi değiller.

Önce sınav başvurusu

Lise düzeyinde KPSS için başvurular 30 Haziran-16 Temmuz tarihleri arasında yapılacak. Başvuru ücreti henüz belirsiz. Tahminen 50 TL olacağı söylenebilir.

Adayların başvuruları kaçırmaması gerekiyor. Çünkü sınava girilmemesi durumunda bir sonraki sınav 2016 yılında yapılacak. Bu da başvuruyu kaçıran adayların 2 yıl daha beklemesi anlamına geliyor.

Kimler lise düzeyinden girebilir?

Lise 2-3-4 sınıfta olanlar, önlisans 1-2 sınıfta olanlar ve üniversite 1-2-3-4 sınıfta olanlar lise düzeyinden KPSS'ye girebilirler.

Sınav Eylül'de

Lise düzeyinde KPSS 28 Eylül Cumartesi günü yapılacak. Sınav sabah 09.30'da başlayacak ve 120 dk sürecek. Sınavda toplam 120 soru olacak. 60 genel yetenek (30 matematik, 30 türkçe) ve 60 genel kültür (27 tarih, 18 coğrafya, 9 vatandaşlık, 6 güncel olay) sorusu gelecek.

Hangi puanla tercih olacak?

KPSS sisteminde lise düzeyi için P94 puanı hesaplanmaktadır ve bu adaylar bu puan ile personel alımlarına başvurmaktadırlar. Bu puan %50 genel kültür ve %50 genel yetenek ağırlıklı olarak hesaplanmaktadır.

Adayların P94 puanının hesaplanması için her iki alandan da mutlaka en az birer soru işaretlemeleri gerekir. Yoksa puan hesaplanmaz.

Puan ne kadar süre geçerli?

KPSS P94 puanı 2 yıl geçerlidir. 2016 yılında yeni bir sınav yapıldığında bu puanın geçerliliği sona erer.

Tercih yapılması süreci

Adaylar P94 puanı ile iki çeşit personel alımına başvuracaklardır. Bunlar, merkezi alımlar ve kurumsal alımlardır.

Merkezi alımlar 2 yıl içinde sadece 4 kez (haziran ve kasım aylarında) yapılacaktır. Ancak kurumsal alımlar ise belli bir tarihe sahip olmayıp farklı kurumlarca defalarca yapılmaktadır.

Ayrıca P94 puanı ile sadece memur değil sözleşmeli personel, geçici personel ve kamu işçisi kadrolarına da tercih yapılabilmektedir.

Yerleşen adayın kuruma başvurması

Bir kuruma yerleşmiş olmak hiçbir hukuki kazanç ifade etmez. Personel alımlarına tercih sonucunda yerleşen adaylar kurumları ile irtibata geçerek ya da kurumun resmi websayfasını takip ederek ne zaman başvurmalarını gerektiğini öğreneceklerdir. Bu tarihe göre yerleşen adaylar atama için gerekli bilgi ve belgeleri kurumlara teslim edeceklerdir. Kuruma bilgi ve belge teslim etmiş olmak da herhangi bir kazanç elde edildiği anlamına gelmez. Çünkü hala adayın atanıp atanmayacağı belli değildir. yerleşmek mutlaka atanılacağı anlamına gelmemektedir.

Kurumun evrak incelemesi ve atama yapması

Kurumlar adayların bilgi ve belgelerini inceleyerek gerekli kontrolleri yaptıktan sonra atanmalarını şartları taşıyorlarsa ve atanmaları uygunsa atama onayı çıkarırlar.

Atama tebliği ve göreve başlama

Atama yazısı kurum tarafından adaylara gönderilir. Ataması yapılan adaylar için artık hukuki sorumluluk doğar ve adayın süresi içinde görevine başlaması gerekir. Aynı yerde göreve atananlar tebligatın ertesi günü göreve başlamak zorundadır. Farklı bir yerde göreve atananlar ise 15 gün içinde göreve başlamak zorundadırlar.

Kutay Seymen ARIKAN

Kutay@memurlar.net